İçeriğe geç

Kuymağı sıcak su mu dökülür soğuk su mu ?

Kuymağı Sıcak Su mu Yapar, Soğuk Su mu? Bir Tencerenin Başında Dağılan Kalbim

Sevgili Netromakmakina takipçileri, bugünkü yazımızda “Kuymağı sıcak su mu dökülür soğuk su mu” konusuna odaklanıyoruz.

Kayseri’de kış başka oluyor. İnsan bunu anlatınca anlaşılmıyor, yaşayınca içine işliyor. Sabah perdeyi açıyorsun, gri bir gökyüzü bütün mahalleyi örtmüş oluyor. Sobanın üstündeki çaydanlık ince ince ötüyor, sokaktan geçen simitçinin sesi bile üşümüş geliyor kulağa. Böyle havalarda insanın içi sürekli bir şeyler özlüyor. Benimki de uzun zamandır hep aynı şeyi özlüyor galiba: bir yere ait hissetmeyi.

Geçen ayın sonlarına doğru annemle telefonda konuşuyordum. Sesinde garip bir yorgunluk vardı. “Bu hafta sonu gel de sana kuymaç yapayım,” dedi. Çocukluğumdan beri kuymağın kokusu bana hep güven hissi verir. Tereyağının tavada çıkardığı ses, mısır ununun kavrulurken yayılan o sıcak koku… İnsan bazen sadece bir yemeğin içinde bile çocukluğunu bulabiliyor.

Telefonu kapattıktan sonra uzun süre camın önünde oturdum. O sırada aklıma çocukken mutfakta annemin yanında geçirdiğim bir an geldi. O küçücük mutfakta, buğulu camların önünde, elimde tahta kaşıkla durmuş anneme aynı soruyu sormuştum:

“Kuymağa sıcak su mu dökülür soğuk su mu?”

Annem hiç düşünmeden cevap vermişti:

“Sıcak su dökülür oğlum, yoksa topak olur.”

O zamanlar bu cevabın neden içime bu kadar yerleştiğini anlamamıştım. Şimdi düşünüyorum da, bazı şeyler gerçekten zamanında yapılmalıydı. Bazı insanlara sıcak davranmalıydın mesela. Geç kalınca her şey topak topak oluyordu.

Otobüs Yolculuğu ve İçimde Biriken Şeyler

Cumartesi sabahı erkenden otobüse bindim. Kayseri’nin ayazı insanın yüzünü kesiyor resmen. Terminalde beklerken ellerimi montumun cebine sokmuş, sürekli nefesimi avuçlarıma üflüyordum. Yanımda küçük bir çanta vardı ama asıl ağır olan çanta değil, son birkaç aydır taşıdığım duygulardı.

İnsan 25 yaşında olunca her şeyi çözmüş olması gerektiğini düşünüyor. En azından çevremdekiler öyle davranıyor. İşin olacak, düzenin olacak, ne istediğini bileceksin. Ama kimse geceleri durup dururken neden boğazının düğümlendiğini anlatmıyor.

Otobüs camından dışarı bakarken onu düşündüm. İki ay önce hayatımdan çıkan kişiyi. Bir insanın yokluğu gerçekten fiziksel bir şeye dönüşebiliyormuş. Bazen göğsünün ortasında ağır bir taş gibi duruyor.

En son konuştuğumuz günü hatırladım. Bana “Sen duygularını çok yoğun yaşıyorsun,” demişti.

Sanki bu kötü bir şeymiş gibi.

Ben gerçekten yoğun yaşıyorum. Bir şarkıya fazla üzülüyorum. Bir mesaj geç gelince saatlerce düşünüyorum. Sevdiğim insanların ses tonundaki küçücük değişikliği bile fark ediyorum. Yorucu belki ama insan olmak biraz da böyle değil mi?

Annemin Mutfağındaki Sessizlik

Eve vardığımda annem kapıyı açtı. Üzerinde eski gri hırkası vardı. Sarıldık. Annelerin kokusu değişmiyor galiba. Yıllar geçse bile aynı kalıyor.

Mutfağa geçtiğimizde ocakta tereyağı çoktan erimeye başlamıştı. Tavanın içindeki sarı parlaklık bütün mutfağa yayılıyordu. O an içimde garip bir huzur oldu.

Annem mısır ununu kavururken ben masaya oturdum. Sessizce onu izliyordum. Bir süre sonra bana dönüp gülümsedi.

“Yine kafan dolu.”

Anneler bunu nasıl anlıyor bilmiyorum.

“Biraz,” dedim.

Sonra hiçbir şey söylemeden devam etti. Çünkü bazen insanlar konuşmak istemez ama yanında birinin olmasını ister. Annem bunu hep biliyordu.

Tam o sırada yine aynı konu açıldı. Tencereye su koyacaktı. Dayanamadım, gülerek sordum:

“Anne, insanlar internette kavga ediyor resmen. Kuymağa sıcak su mu dökülür soğuk su mu diye.”

Annem kahkaha attı.

“Milletin derdi kalmamış demek.”

Sonra ciddi bir ifadeyle ekledi:

“Sıcak su dökülür. Soğuk su lezzeti bozar. Hem kıvamı da güzel olmaz.”

Onun bunu söylerkenki kesinliği hoşuma gitti. Hayatta bazı insanların hâlâ net cevapları olması bana güven veriyor. Ben uzun zamandır hiçbir şeyden emin değilim çünkü.

Kuymağın Kokusu ve Çocukluğum

Tereyağı iyice köpürmeye başlamıştı. O ses mutfağı doldururken içim bir anda çocukluğa kaydı. Babam hâlâ hayattaydı o zamanlar. Pazar sabahları televizyon açık olurdu, ben salondaki halının üstünde oyuncak arabalarımla oynardım.

Mutfağın kapısından yayılan kuymağın kokusu bütün eve dağılırdı.

İnsan bazı anları o sırada önemsemiyor. Sonsuza kadar sürecek sanıyor. Sonra bir gün dönüp baktığında en çok o sıradan günleri özlediğini fark ediyor.

Babam öldüğünden beri annem bazı yemekleri daha az yapıyor. Çünkü sofradaki eksiklik bazen yemeğin tadını bile değiştiriyor.

O gün mutfakta otururken bunu çok net hissettim. Kuymağın kokusu aynıydı ama bir sandalye hep boştu.

İçimdeki Kırıklığı İlk Kez Söyledim

Annem tabağı önüme koyduğunda gözlerim doldu. Gerçekten durduk yere. İnsan bazen neden ağlayacağını seçemiyor.

“Ne oldu?” diye sordu.

“Bilmiyorum,” dedim.

Ama biliyordum aslında.

Yorulmuştum.

Sürekli güçlü görünmeye çalışmaktan, herkese iyi olduğumu söylemekten, geceleri tavana bakıp geleceği düşünmekten yorulmuştum.

Bir kaşık kuymağı ağzıma aldım. O sıcaklık boğazımdan geçerken çocukluğum geri gelmiş gibi oldu. Birkaç saniyeliğine hiçbir problemim yokmuş gibi hissettim.

Sonra annem sessizce şunu söyledi:

“İnsan bazen dağılıyor oğlum. Ama sonra yine toparlıyor.”

Bu cümle beni mahvetti.

Çünkü uzun zamandır ilk kez biri bana kırılmanın normal olduğunu hissettirmişti.

Akşam Yürüyüşü ve Kayseri Soğuğu

Akşamüstü dışarı çıktım. Mahallede yürürken hava iyice soğumuştu. Nefesim beyaz beyaz görünüyordu. Uzaktan bir kömür kokusu geliyordu. Kayseri’de kış akşamlarının kokusu hep aynıdır.

Telefonumu çıkarıp uzun zamandır konuşmadığım arkadaşım Burak’a mesaj attım. “Nasılsın?” diye.

İnsan bazen gururunu bırakmalı galiba.

Bir süre sonra cevap geldi:

“İdare ediyorum. Sen?”

O mesajı görünce garip şekilde mutlu oldum. Çünkü hayat tamamen kopup gitmiyor. Bazen küçücük bir mesaj bile insanı yeniden dünyaya bağlıyor.

Yürürken kendi kendime düşündüm. Belki de kuymağın sırrı gerçekten sıcak sudaydı. Çünkü sıcaklık her şeyi değiştiriyordu.

Soğuk davranınca insanlar uzaklaşıyordu.

Geç kalınca ilişkiler topak topak oluyordu.

İçinde biraz sıcaklık olan şeylerse hâlâ kurtulabiliyordu.

Bir Tencerenin Öğrettiği Şey

Eve döndüğümde annem çay koymuştu. Sessizce karşılıklı oturduk. Sonra bana dönüp:

“Bir gün her şey yoluna girer,” dedi.

Eskiden bu cümleye sinir olurdum. Çünkü fazla klişe gelirdi. Ama büyüyünce anlıyorsun; insanlar bazen çözüm sunamaz. Sadece yanında dururlar.

Ve bazen bu yeterlidir.

O gece eski odamda uyurken çocukluğumdaki tavanı izledim. Hiçbir şey tamamen değişmemiş gibiydi. Ama ben değişmiştim.

Artık bazı kayıpların geri gelmeyeceğini biliyorum.

Bazı insanların sadece kısa süreliğine hayatımıza uğradığını da.

Ama hâlâ mutfaktan gelen tereyağı kokusunun insana iyi geldiğini biliyorum.

Hâlâ annemin sesinin içimi rahatlattığını biliyorum.

Ve hâlâ kuymağa sıcak su dökülmesi gerektiğini biliyorum.

Çünkü bazı şeylerin sıcak kalması gerekiyor.

Kalplerin de.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
hlitonbet güncel